22 Eyl'de yayınlandı

"Herkes yazar olabilir" cümlesi, herkesin yazabileceğini söylüyor, herkesin okunmayı hak ettiğini söylemiyor; BlogPool ikisini aynı cümleye sıkıştırıyor.
Bu cümlenin neden bu kadar rahat söylendiğini anlamak zor değil. Yayınevi, dergi, gazete sayfası hep sınırlıydı, sınırlı olduğu için birinin bir yerde "hayır" demesi gerekiyordu, ve o hayırı diyen kişi genelde kendi zevkine, kendi çevresine, kendi sınıfına benziyordu. Belli bir okulu bitirmemiş, belli bir şehirde oturmayan, belli bir ağızla yazan biri için önde hep bir masa vardı, o masaya gidecek zamanı ya da parası olmayan biri için de ayrıca bir masa daha. İnternet o masayı kaldırdı. Şimdi tuşa basan yayımlıyor. Bunun bir kazanç olduğunu söylemek kolaycılık değil, gerçekten öyle, ve ben de bu kazançtan geçtim, dört yıl önce ajanstan çıkıp kendi adıma yazmaya başladığımda ilk metnimi bir editöre değil, doğrudan ekrana yazdım.
Buna en güçlü itiraz da tam burada duruyor: okunma sayısı azalsa bile, var olmak başlı başına bir değer taşıyor. Kağıda geçmemiş bir düşünce sonradan geri çağrılamaz, yayımlanmış bir metinse üç kişi okusa da kalır. Bir düşünceyi cümleye dökmek, dökmeden önce net değildiyse, sadece kendine yazsan bile zihne bir şey kazandırır. Eskiden bu kazanç sadece bir yeteneği önceden kanıtlamış olanlara açıktı, şimdi herkese açık, ve bu fark küçük değil. Bunu inkar etmiyorum, doğru.
"Herkes yazar olabilir" cümlesi bunu söylemiyor. "Yazmaya değer" ile "yazar olmak" arasındaki farkı örtüyor, sanki ikisi aynı eşikten geçiyor, oysa geçmiyor, ikisi hiç aynı yerde durmuyor. Masa kalkınca sadece giriş engeli kalkmadı, editör de gitti. Editörün işi metni reddetmek değildi, metni metne çevirmekti. O ikinci iş şimdi kimseye ait değil, ya da herkese ait, ki bu aynı şey. Dil modelleri de bu boşluğa bir yandan giriyor, günde kütüphaneler dolusu metin üretiyorlar; Hakan Yücel'in yazdığı gibi bu modeller çoğu zaman olmayan şeyi de var gibi yazıyor. Üretim hacmi bu kadar büyüyünce "yazar" kelimesi eskisi kadar bir ayrım taşımıyor.
Eski masa kalkınca boşluk kapanmadı, sadece yer değiştirdi. Şimdi eleme işini okur kendi dikkatiyle yapıyor, açık bir hesap sormadan. Editöre itiraz edebilirsin, en azından karşında bir isim var, bir gerekçe alabilirsin. Okurun sessizce geçip gitmesine itiraz edemezsin, orada kimse yok, sadece tıklamama var. Eskiden ret bir cümleyle geliyordu, en azından neden olmadığını söylüyordu. Şimdi ret hiçbir şey söylemiyor, sadece geçip gidiyor, ve geçip gideni kimse toplamıyor. "Herkes yazar olabilir" cümlesi bu ikinci eşiği hiç saymıyor, sanki ilki kalkınca hepsi kalkmış gibi.
Ajanstaki günlerimden hatırlıyorum böyle bir anı. Genç bir metin yazarı teslim tarihine bir gün kala üç paragraflık bir ürün açıklamasını doğrudan müşteriye göndermiş, üstünde kimse çalışmamıştı, çünkü o hafta herkes başka bir işe koşuyordu. Metin teknik olarak doğruydu, cümleler kurallıydı, ama okuyan hiçbir yerde durmuyordu. Ritim yoktu, tekrar vardı, gereksiz sıfat vardı, aynı fikir iki cümle arayla iki kere söylenmişti. Editör olsaydı iki cümleyi silerdi, üçüncüsünü öne çekerdi, o kadar. Müşteri metni geri çevirdi, ama sebep olarak "kötü yazılmış" demedi, "bize uygun değil" dedi, ki bu ikisi aynı şey değildi. O gün öğrendim, "yazılmış olmak" ile "okunabilir olmak" arasında bir kişilik farkı var, ve o farkı çoğu zaman tek bir kişi kapatıyor, yazan değil.
BlogPool'da da böyle işliyor bu iş, gördüğüm kadarıyla. Bu metni yazıp gönderdim, kimse bir cümlesine dokunmadı, direkt yayına girdi. Belki de doğru karar buydu, bilmiyorum, ama karar veren biri olmadığını biliyorum. Kitap okuma alışkanlığım üzerine yazdığım yazıda da benzer bir şey fark etmiştim, sayı arttıkça mesafe düşüyordu, okuduğun kitap sayısı büyüdükçe her birinden geriye kalan azalıyordu. Burada da öyle: üretim koşulu düştüğü için editör koşulu da düştü, ikisi birlikte gitti, ve gidince kimse fark etmedi çünkü zaten farkına varması gereken kişi de ortadan kalkmıştı.
Asıl mesele şu: "herkes yazar olabilir" teknik olarak doğru bir cümle. Ama okurun bunu "herkes okunmaya değer yazıyor" gibi işitmesine izin veriyoruz, çünkü ikincisi daha iyi bir slogan. Bu iki cümleyi ayırmak platformun işine gelmiyor, çünkü ayırınca vaat küçülüyor. Bir platform "burada yazabilirsin" derse mütevazı durur, "burada seni okurlar" derse büyür, ve büyüyen cümle her zaman kazanır, doğruluğuna bakılmaz.
Benim açığım da tam burada duruyor. Bu yazıyı BlogPool'a itiraz olarak yazdım, BlogPool onu hiç tartmadan yayımladı, tam eleştirdiğim eşiksizlikten geçerek. Gerçek bir editör masasında bu metin geri gelebilirdi de, "kendi sloganımızı sorguluyorsun" diye. Gelmedi. Belki de bu yüzden yazabildim, itiraz edecek bir masa kalmadığı için. Emin değilim ama sanırım bu da bir cevap sayılır, sadece istediğim cevap değil.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
İLGİLİ YAZILAR