20 Eyl'de yayınlandı

14 Ocak 1942 sabahı İstanbul'da fırınların önü her zamankinden kalabalıktı ama bu kalabalığın elinde bir şey vardı: karne. Kimin elinde karne yoksa o gün ekmek de yoktu.
Türkiye İkinci Dünya Savaşı'na girmemişti ama savaşın etkisinden kaçamadı. Seferberlik yüzünden tarladan çekilen işgücü, daralan ithalat, düzensizleşen buğday hasadı büyük şehirlerde un darlığı yarattı. Hükümet 13 Ocak 1942'de aldığı bir kararnameyle (Resmî Gazete'de 19 Ocak'ta yayımlandı, sayı 5010) ekmeği karneye bağladı, dayanak Millî Korunma Kanunu'nun 21. maddesiydi. Uygulama İstanbul'da ertesi gün, 14 Ocak'ta başladı; Ankara'da 17 Ocak'ta, İzmir'de 22 Ocak'ta. Dört yıl sekiz ay sürdü, 1946 sonbaharında kalktı.
Millî Korunma Kanunu aslında ekmekle ilgili bir kanun değildi. 3780 sayılı kanun 18 Ocak 1940'ta TBMM'de kabul edildi, 26 Ocak 1940'ta Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Gerekçesinde "Avrupa'da hüküm süren harbin dışında bulunduğumuz" ama "iktisadî bakımdan tahaffuzî tedbirler almak zarureti" olduğu yazıyordu. Hükümete fiyat, üretim, dağıtım ve stok üzerinde olağanüstü müdahale yetkisi veren geniş bir kanundu. Ekmek karnesi bu kanunun uygulamaya konduğu tek örnek değildi; 1942 ve 1943'te kahve, şeker, kömür, odun ve çay da sırayla karneye bağlandı.
Karne birdenbire çıkmadı. 17 Kasım 1941'de evlere polisler eliyle beyanname dağıtılmaya başlandı, evde kaç kişi yaşadığı, yaşı, mesleği soruluyordu. Ocak başında halk arasında yayılan söylenti panik yarattı, fırınların önünde izdiham oldu, bir haftalık ekmek alıp evde saklayanlar görüldü. Belediye Başkan Yardımcısı Lütfi Aksoy, halkı sakinleştirmek için karnenin "bir iki ay sonra" başlayacağını açıkladı. Oysa karneler kısa süre sonra, 11 Ocak'ta evlere dağıtılmaya başlanmıştı bile; doldurulmalarında 4.000 öğretmenle lise son sınıf öğrencisi görev aldı.
İstanbul'da karnenin ilk günü üç kategori vardı. Demirci, vatman, hamal, ateşçi gibi ağır işlerde çalışanlara günde 750 gram ekmek hakkı tanındı, bu ekmek 12,5 kuruştu. Yedi yaşından büyük sıradan bir yetişkinin hakkı bunun yarısı, 375 gramdı. Yedi yaşından küçük bir çocuğa ise çeyreği, 187,5 gram düşüyordu.
Bu rakamlar sabit kalmadı, aksine sık sık değişti. Şubat 1942'de kış sert geçince hububat nakliyatı aksadı, hükümet istihkakı geçici olarak yüzde yirmi kıstı: yetişkin payı 300 grama indi, çocuk payı 150 grama, ekmeğin kendisi de 600 grama küçülüp 10 kuruşa satıldı. Ağır işçinin hakkına dokunulmadı, 750 gramda kaldı. Kasım 1942'de ise sistem ikiye bölündü. Memur, emekli, dul ve yetimlere "memur karnesi" adıyla ucuz ekmek verilirken geri kalan herkes "halk karnesi" ile daha pahalısını aldı. Aynı 300 gramlık yetişkin ekmeği memur karnesiyle 8,5 kuruşken halk karnesiyle 13,75 kuruştu. Bu ikili fiyat, beklenebileceği gibi "memura ayrıcalık" tartışmasını da getirdi.
Ekmeğin arkasında bir kurum da vardı: Toprak Mahsulleri Ofisi. 24 Haziran 1938 tarihli ve 3491 sayılı kanunla kuruldu, 13 Temmuz 1938'de Atatürk'ün imzasıyla göreve başladı, yani karneden dört yıl önce. Görevi buğday piyasasını düzenlemek, stok tutmak, orduyla un fabrikalarının ihtiyacını karşılamaktı. Savaş yıllarında ofisin ambarları yetersiz kaldı, devlet yeterli buğdayı toplayamadı; araştırmacılar ekmek darlığının bir nedenini doğrudan buna bağlıyor.
Karnenin olduğu her yerde karaborsa da oldu. İstanbul'da Aksaray'da bir bahçeye gizli fırın kurulmuş, buğday ve mısır ununu karıştırıp yaptıkları "ev ekmeği" tanesi 80 kuruşa satılmış; aynı günlerde resmî halk karnesiyle 600 gramlık ekmek 27,5 kuruştu, yani karaborsa fiyatı resmî fiyatın neredeyse üç katıydı. Burgaz Adası'nda bir fırıncı bakla unu katıp fazladan ürettiği ekmeği 60 kuruşa satmış, işi büyütüp İstanbul'a da göndermeye başlamıştı; yakalanınca Millî Korunma Mahkemesi'ne verildi. Resmî fiyat da zaten hızla yükseliyordu: İstanbul'da ekmek 1939'da 9 kuruşken 1941'de 13'e, 1942'de 25'e, 1943'te 39 kuruşa çıktı.
Karnenin ne zaman kalkacağı 1946'nın en çok konuşulan konularından biriydi, o yılki hasadın iyi geçmesi beklentiyi büyütmüştü. Bakanlar Kurulu Mayıs 1946'da harekete geçti, uygulama il il farklı tarihlerde kaldırıldı. Üç büyük şehir dışında 19 Temmuz 1946'dan itibaren ekmek serbest satıldı. İstanbul, Ankara ve İzmir'de karne 9 Eylül 1946 Pazartesi sabahından itibaren tamamen kalktı; ekmek dört yıl sekiz ay sonra ilk kez karnesiz alınabildi.
Bugün bir fırının önünde kimlik ya da kupon sormadan ekmek alıyoruz, bu o kadar sıradan ki üzerinde durmuyoruz bile. Yirmi bir yıldır tarih anlatıyorum, öğrencilerin aklında savaşın hangi cephede geçtiği değil, ekmeğin kaç gram olduğu kalıyor genelde.
Köy ve kasabalarda karnenin nasıl işlediğine dair İstanbul kadar ayrıntılı, kaynağı sağlam bir veri bulamadım. Taşrada gram miktarlarının büyük şehirlerden farklı olup olmadığını doğrulayamadım, o yüzden yazmıyorum.
| Tarih | Karne türü / kime | Günlük ekmek hakkı | Ekmek fiyatı |
|---|---|---|---|
| 14 Ocak 1942 | Ağır işçi | 750 gram | 12,5 kuruş |
| 15 Kasım 1942 | Ağır işçi, halk karnesi | 600 gram | 27,5 kuruş |
| 15 Kasım 1942 | Ağır işçi, memur karnesi | 600 gram | 17 kuruş |
| 15 Kasım 1942 | Yetişkin, halk karnesi | 300 gram | 13,75 kuruş |
| 15 Kasım 1942 | Yetişkin, memur karnesi | 300 gram | 8,5 kuruş |
| 15 Kasım 1942 | Çocuk (7 yaş altı), halk karnesi | 150 gram | 7 kuruş |
| 15 Kasım 1942 | Çocuk (7 yaş altı), memur karnesi | 150 gram | 4,25 kuruş |
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
İLGİLİ YAZILAR