17 Eyl'de yayınlandı

Yıl sonunda kaç kitap bitirdiğini sayan biri, çoğu zaman okumadığını itiraf ediyor demektir.
Sert geliyor, biliyorum. Bana kalırsa burada yaygın bir yanılgı var: sayı arttıkça okuma da artıyor sanıyoruz. Oysa ikisi aynı şey değil, birbirine benzemeleri bile şart değil. Biri harcanan zamanı ölçüyor, öteki zihinde kalanı, ve bu ikisi çoğu zaman ters orantılı.
Bu fikir nereden geliyor, tahmin etmek zor değil. Goodreads her Aralık'ta "yıllık okuma hedefini tamamladın mı" diye soruyor, hedeflediğin sayıyla bitirdiğin sayıyı yan yana koyuyor, ekran bir başarı hissi veriyor, tasarımı da tam bunun için yapılmış. Sosyal medyada da aynı mantık işliyor, yıl sonu "bu yıl okuduklarım" paylaşımlarında sayı büyüdükçe etkileşim büyüyor, kimse "üçünü hatırlıyorum" diye paylaşım yapmıyor.
İlkokulda da öğretilmişti bize bu, çok daha erken. Karne ekinde "yılda okunan kitap sayısı" diye bir satır vardı, benimkinde bir yıl otuz iki yazıyordu, öğretmenim bunu sınıfın önünde övgüyle söylemişti. Hangi otuz ikisi diye kimse sormamıştı, benim de aklımda değildi zaten, listeyi annem tutmuştu bir deftere. Sayı, o günden beri kafamda bir başarı kanıtı gibi davranıyor. Kolaylığı da orada: saymak, anlamaktan kolay, ve iki dakika sürüyor.
Ajansta da gördüm bunu, yıllar içinde birkaç kez. Bir yaratıcı yönetmen adayı mülakatta özgeçmişine "yılda kırk kitap okurum" yazmıştı. Kimse ona hangi kırk kitap diye sormadı, işe alındı, ilk üç ayda okuma listesinden hiç bahsetmedi, masasında da tek bir kitap görmedim. Mülakat odasında sayı kendi başına bir referans gibi duruyordu, doğrulanmaya ihtiyacı yokmuş gibi. Sanki kırk rakamı kendi kanıtını taşıyordu, kimse üstünü açmak istemedi.
Buna en güçlü itiraz şu olur: sayı kötü bir ölçüt olsa bile, çok okumanın kendisi bir şey yapıyor olabilir. Bir enstrüman çalışırken tekrar sayısı önemlidir, her pratik tek tek hatırlanmaz ama toplamda parmak öğrenir. Okumada da buna benzer bir savunma var, dar okuyan biri dar bir dünyada kalır, çok okuyan biri farklı yazarların farklı cümle kurma biçimine maruz kalır, bu maruziyet zamanla birikir, kimse tek kitabı hatırlamasa da üslup damardan geçer. Doğrusu, bu argüman göründüğünden güçlü. Otuz kitap okumuş biriyle iki kitap okumuş biri aynı yıldan farklı bir zihinle çıkar, hatırlamasalar bile, ben buna da inanıyorum.
Test edince çöküyor ama. Geçen yıl okuduklarından üçünü say, hangi cümle ya da hangi sahne hâlâ aklında. Sayamayanların oranı yüksektir, kendimde de öyle. Maruziyet argümanı doğru olsa bile, hangi kitaptan geldiğini bilmediğin bir birikimin faydası tartışmalı, çünkü geri çağıramadığın şeyi konuşmada, yazıda, kararda kullanamıyorsun. Orada bir yerde duruyor, işe yaramıyor, tıpkı kullanılmayan bir yabancı dil gibi.
Bir de hız meselesi var. Sayıyı yüksek tutmak için art arda okuyan biri, üslubu değil hızı öğreniyor olabilir. İkisi birbirine benzemez, biri seni yavaşlatır, öteki hızlandırır, hız kazandıran şey akılda kalmıyor çoğunlukla, tam tersine silinmesi daha kolay oluyor.
Sayının bir de kıyaslama tarafı var, bunu unutmamak lazım. İki kişi buluşup yıl boyunca kaç kitap bitirdiğini söylediğinde, konuşma bir yarışa dönüşüyor kendiliğinden, kimse bunu isteyerek yapmıyor ama oluyor. Büyük sayı söyleyen bir adım öne geçmiş hissediyor, küçük sayı söyleyen savunmaya geçiyor. Oysa asıl soru hiç sorulmuyor o anda: hangisini hatırlıyorsun.
Geçen yıl ben de aynı tuzağa düştüm. Ocak'ta kendime hedef koydum, elli kitap. Kasım'a geldiğimde kırk yediye ulaşmıştım, gururlanıyordum, çevremdeki herkese söylüyordum sayıyı.
Sonra eski ajanstan bir arkadaşım Moda'da bir kahvede sordu: bu yıl en çok hangisi seni değiştirdi?
Durdum. Üç tanesini net hatırlıyordum. Kalan kırk dördü zihnimde bulanık bir raf gibiydi, sırtları görünüyor, içi yok. Aralarında iki yüz sayfalık bir roman bile vardı, üç saatte bitirmiştim, bitirdiğimi bile unutmuşum, Goodreads listesinde görene kadar hatırlamamıştım adını bile.
Tamam da, buradan "az oku" sonucuna atlamak da kolaycılık olur. Az okuyup çok düşünmenin daha doğru olduğunu iddia etmiyorum, o ayrı bir tartışma konusu, bir başka yazının meselesi. Benim iddiam şu sadece: sayı, okumanın kanıtı değil, okumanın gölgesi. Gölgeyi saymak gerçek şeyi saymaktan kolay olduğu için bunu yapıyoruz, gölge her zaman elimizin altında.
Arkadaşımın kendi sayısı da vardı o gün, on iki. On ikisini de tek tek anlattı, kahve soğuyana kadar, hangi sayfada durup düşündüğünü bile hatırlıyordu birkaçında. Kıyaslama kendiliğinden ortaya çıktı, kimse zorlamadı: kırk yedi ile on iki yan yana durunca kaybeden ben oldum, sayı büyük olan değil.
Benim açığım da tam burada. Bu yazıyı yazarken Goodreads hesabımı açtım, bu yılki sayıya baktım. Yirmi üç. Kontrol ettim yani, tam da eleştirdiğim şeyi yaparak. Belki mesele sayıyı tutmayı bırakmak değil, sayıya bakarken sorduğun soruyu değiştirmek. Ama bunu yaparken bile önce hangi üçünü hatırladığımı saydım, sayıya sonra baktım. Sıralamanın bir anlamı var mı, emin değilim.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
İLGİLİ YAZILAR