18 Eyl'de yayınlandı

Kütüphanede bir "ayrılmış" rafımız var. Biri sistemden bir kitap istediğinde, kitap gelince o rafa koyarız, üstüne adını yazan bir fiş iliştiririz. Gelip almazsa bir süre sonra rafa geri kaldırırız. O raf bazen haftalarca aynı kitabı taşır, kimsenin gelmediği bir kitabı, tozu bile tutmuş bazen. Ben her gün oradan geçerken bakarım, bazen bir adı hatırlarım, bazen hiç hatırlamam.
Üç yıl kadar önce bir anne kız gelirdi cumartesileri. Kız ilkokuldaydı, ikinci ya da üçüncü sınıf sanırım, resimli kitap bölümüne koşardı hep, ayakkabılarını çıkarırdı oturmadan önce, alışkanlıktan galiba. Anne roman rafında dolaşırdı biraz, elini kitapların sırtında gezdirerek, sonra pencere kenarındaki masaya otururlardı ikisi. İki yıla yakın sürdü bu, her cumartesi öğleden sonra, aksatmadan, hava ne olursa olsun.
Bir cumartesi gelmediler. Bir hafta sonra da gelmediler. Üçüncü haftada kızın adına sistemden bir kitap geldi, ben de ayrılmış rafa koydum, fişe adını yazdım. Bir ay orada durdu kitap. Kimse gelip almadı. Sonunda kaldırdım, sisteme iade ettim. Kızın kayıtlı adresi hâlâ dosyada duruyor, üstünden ne kadar zaman geçti artık tam hatırlamıyorum, iki yıl olmuştur belki.
Bu tek seferlik bir şey değil. On iki yılda bunu epey gördüm, yılda birkaç kere oluyor böyle bir şey, saymadım ama az değil. Biri düzenli geliyor, bir gün kesiliyor, sebep hiç öğrenilmiyor.
Bir başka örneği her yıl aynı dönemde görüyorum aslında. Sınav döneminde üniversiteli gençler geliyor, haftalarca aynı masada oturuyorlar, önlerinde beş altı kitap, bir termos, kulaklık kabloları masadan sarkıyor. Bazısı aynı kişiyle aynı sandalyede günde altı yedi saat çalışıyor, öğlen dışarı çıkıp bir şey yiyip geri dönüyor. Sınavlar bitince bir gün gelmiyorlar, o kadar. Kimse "bitti, artık gelmeyeceğim" demiyor bize. Sanki o masayı hiç kullanmamış gibi, kitapları geri verirken bile bir şey söylemiyorlar çoğu zaman.
Bir şey değişti bu konuda, ilk yıllarımla şimdiyi kıyaslarsam. Eskiden gecikmiş kitap için telefon ederdik, elimizde sabit hat listesi vardı, çoğu zaman açan biri olurdu, "taşındık da" derdi mesela, bazen yeni adresini bile bırakırdı. Şimdi telefon numaraları da kolayca değişiyor, arıyoruz açmıyor, mesaj gönderiyoruz cevap gelmiyor. E-posta bazen ulaşıyor, o da çoğu zaman spam klasörüne düşüyor galiba. Bir de son çare olarak posta ile mektup gönderiyoruz bazı gecikmiş kitaplar için, o da geri geliyor bazen üstünde "adreste yok" yazan bir etiketle, bundan sonra elimizden bir şey gelmiyor.
Kendi payıma da bir şey var burada. Üç yıl önce ben de taşındım, aynı mahallede, iki sokak öteye sadece. O sokakta bir çay bahçesi vardı, iki yıla yakın her akşam işten dönüşte oturduğum, plastik masalar, önünde küçük bir sedir ağacı. Sahibiyle ismen tanışmıyorduk ama o benim çayımı bilirdi, açık, şekersiz, bardağı hep aynı tepsiyle getirirdi. Taşındıktan sonra oraya gitmek yirmi dakika sürüyor artık, eskiden iki dakikaydı, ben de gitmeyi kestim usulca. Söylemedim gideceğimi. Bir akşam gittim son kez, o an farkında değildim son olduğunun, sonra bir daha uğramadım.
Aylar sonra o sokaktan geçerken içeri baktım, adam beni gördü, el salladı sadece. Ben de salladım. Konuşmadık. Neden gitmediğimi sormadı, ben de anlatmadım. Belki bir açıklama beklemiyordu, belki de zaten biliyordu böyle olacağını, kim bilir kaç kişi daha aynı şeyi yapmıştır ona.
Haber vermek neden bu kadar zor geliyor bize, bilmiyorum. Belki söylemek taşınmayı daha gerçek yapıyor, ondan kaçıyoruz, sanki söylemezsek geri dönme ihtimali hâlâ açık kalıyor gibi. Ya da belki hiç düşünmüyoruz bile, gündelik bir şey bu bizim için, kimseye bir vedayı borçlu değiliz gibi geliyor. İkisi de olabilir, ya da hiçbiri. Emin değilim.
Geçen yazıda bahsettiğim adam hâlâ geliyor kütüphaneye, on iki yıldır aynı masaya. Bu yazı onun için değil. Bu yazı bir gün gelmeyi kesip bir daha hiç görünmeyenler için, adları dosyada kalan, kitapları rafta bekleyenler için.
Bazen düşünüyorum, o anne kız şimdi nerede oturuyorlar diye. Kız artık ortaokuldadır belki, hatta lisede. Anne hâlâ roman okuyor mudur, başka bir kütüphanede, başka bir rafta. Bilmiyorum. Öğrenecek bir yolum da yok galiba, kayıtta duran bir adresten başka, o da muhtemelen artık boş bir daireye ait.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
İLGİLİ YAZILAR