20 Eyl'de yayınlandı

İkinci davetiye üç hafta önce geldi. Kapıcı elden verdi, sarı bir zarf. Açtım, isimlere baktım. Gelinin adını tanıdım, iki yıl önce başka bir düğünde de görmüştüm, sadece soyadı değişmişti.
Yılın ilk davetiyesi nisanda gelmişti, o da ikinci evlilik. O zaman tuhaf gelmedi, tek örnekti. Şimdi ikincisi geldi, aynı durum, kafamda ister istemez bir hesap oluştu. Biri tesadüf sayılır, ikincisi bir örüntüye benziyor.
Otuz beşte davetiyenin bu kadar çok türü olacağını tahmin etmemiştim açıkçası. Yirmilerde iş basitti, ya düğün ya da başka bir düğün. Şimdi liste uzadı: kına, ilk çocuk, ikinci çocuk, ayrılık, ayrılık sonrası ilk tek başına tatilin paylaşımı, şimdi bir de ikinci düğün. Hepsi otuzların ortasından çıkıyor, sırayla değil, üst üste.
Bunu ilk fark ettiğimde biraz ürktüm, sonra ürkmenin bile yersiz olduğunu düşündüm. Kimse bu sırayı planlamıyor, kendiliğinden oluyor. Yirmilerde herkes aynı yoldaydı gibi görünüyordu, şimdi herkes kendi yolunu buldu. Bazısı bir kere buldu ve orada kaldı. Bazısı bulduğunu düşündü, çıktı, bir daha aradı.
Grup sohbetinde sordum, ikinci düğüne ne hediye alınır diye. Biri "birincide ne verdiysen onu ver, üstüne enflasyon farkını ekle" dedi. Bir başkası "ben artık otomatikman az veriyorum" yazdı, sonra hemen sildi, ben görmüştüm ama bir şey demedim. Kimse kötü niyetli değildi, sadece kimsenin ikinci düğün için hazır bir kuralı yoktu, ilk düğünde olduğu gibi.
Düğünün kendisi de farklı geçiyor, en azından gittiğim ikisinde öyle oldu. İlk düğünlerde mikrofon uzun tutulur, çocukluk fotoğrafları gösterilir, herkes ağlar. İkincilerde daha sessiz, davetli sayısı az, konuşmalar kısa. Sanki bu sefer törenin kendisinden çok, devam edebilmenin yettiğini herkes biliyor.
Ben otuz beşimde, hiç evlenmedim. Bunu bir şikayet ya da bir gurur cümlesi olarak yazmıyorum, sadece durum bu. Aynı sınıftan, aynı mahalleden çıktık hepimiz, şimdi bambaşka katlardayız. Biri ilk evliliğinde on yılı geçti. Biri ikinci evliliğine hazırlanıyor. Biri hiç evlenmeyi düşünmedi, ben gibi. Biri bir kere denedi, bir daha denemedi. Hiçbiri diğerinden daha doğru değil, sadece farklı. Kendimi ne geride ne ileride hissediyorum bu yüzden, sadece başka bir hızda gidiyorum, hepimiz gibi.
Bazı arkadaşlarım ikinci düğünleri daha temkinli buluyor, "bu sefer emin olmuşlardır herhalde" diyorlar. Bazıları tam tersini söylüyor, ikinci kez denemenin ilkinden daha cesur bir şey olduğunu düşünüyorlar. İkisine de hak veriyorum bir yandan, hangisi doğru bilmiyorum, belki ikisi de doğru, kişiye göre değişir.
Bu davetiyeler de aynı dolu takvime giriyor, bir süre önce yazdığım o takvime. Fark şu, bu sefer takvimi zorlayan şey bir kahve değil, bir salon kiralaması, bir menü seçimi, bir de kimin davetli kimin davetli olmadığı meselesi.
Çünkü ikinci düğünde davetli listesi ilkinden farklı oluyor, bunu o gün anladım. İlk düğüne gelen otuz kişiden bu sefer on ikisi gelmiş sadece, ben de o on ikinin içindeyim, ama neden ben oradayım da başkası yok bilmiyorum, sormadım. Belki basit bir sebebi var, kimin telefon numarası değişmiş kimin değişmemiş kadar sıradan bir şey. Ama davetli listesine bakarken insan istemeden ikinci bir liste çıkarıyor kafasında, kimin hayatında kaldığı listesi.
Aynı kişinin ilk düğününe gittiğim, şimdi ikinci düğününe de gidecek olmam, aslında iki farklı beni karşı karşıya getiriyor. İki yıl önceki düğünde saatlerce dans etmiştim, hatırlıyorum, ayakkabımı çıkarıp öyle devam etmiştim sonunda. Bu sefer daha şimdiden düşünüyorum, saat onda evde olur muyum diye. Değişen sadece onun evliliği değil, ben de değişmişim aradan geçen iki yılda, davetiye bunu bana bir kez daha hatırlattı. İki yıl kısa bir süre ama insanın kendi hızını fark etmesi için yetiyormuş.
Bir arkadaşımın annesi bu tür haberleri her zaman "hayırlısı olsun" diye karşılıyor, hangi evlilik olduğuna bakmadan. Bizim kuşak biraz duraksıyor, ne diyeceğini bilemiyor. "Tebrikler" mi, "bu sefer olsun" mu, hiçbiri tam oturmuyor. Ben de mesaj yazarken iki kere sildim, üçüncüde en basitini gönderdim: "çok mutlu oldum, görüşürüz düğünde."
Davetiyeyi elime aldığımda hissettiğim şey merak değildi, hesap da değildi. Daha çok, kendi zaman çizelgemi bir an için başkasınınkinin yanına koyup bakmak gibi bir şeydi. O bende yok, bu bende var, aradaki fark ne kadar büyük, öyle bir şey. Sonra bırakıyorsun, çünkü bu kıyaslamanın gideceği bir yer yok, sadece bir an oluyor ve geçiyor.
Düğüne gideceğim, biliyorum. Hediyeyi de bulacağım sonunda, grup sohbetindeki tartışma nereye çıkarsa çıksın. Sadece zarfı elimde tutarken bir şeyin ne kadar hızlı katlandığını gördüm, o kadar.
Zarfı çekmeceye koydum, ilkinin yanına. İkisi de aynı çekmecede duruyor şimdi, iki farklı kağıt, iki farklı el yazısı, aynı isim. Bir üçüncüsü gelir mi bilmiyorum, gelirse de aynı çekmeceye gider herhalde.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
İLGİLİ YAZILAR