18 Eyl'de yayınlandı

Beş kişilik bir grup sohbetinde üç hafta kahve tarihi konuştuk. Herkes takvimine baktı, herkes bir gün attı, hiçbiri tutmadı. Biri çarşambaydı ama çarşambaları spor vardı. Biri cumartesiydi ama cumartesi kayınvalide günüydü. Sonunda bulduğumuz tarih ekim ortasıydı.
Eylülün sonundayız daha.
Kimse kötü niyetli değildi, onu söylemem lazım. Kimse "seni görmek istemiyorum" demedi, kimse oyalamadı. Herkesin gerçekten dolu bir takvimi var, o kadar. Bir ara aramızdan biri "hafta içi bir akşam olur mu" diye sordu, üçü hemen hayır dedi, ikisi düşüneyim dedi, düşünemedi.
Yirmi beşimde "bir ara buluşalım" derdik, o bir ara üç gün içinde olurdu. Şimdi bir ara demek, iki toplantı arasına bir saat sıkıştırmak, birinin çocuğunun yüzme kursuyla çakışmamasını ummak, birinin ikinci işinin izin gününü tutturmak demek. Arkadaşlık bir zamanlar mekandı sanki, şimdi tarih.
İşe her gün metroyla gidip geliyorum, kırk dakika bir yöne. Altıda çıksam eve yedi buçukta varıyorum, o saatten sonra bir yere gitmek ayrı bir organizasyon gerektiriyor artık. Yirmilerde işten çıkıp direkt bir yere giderdik, üstümüzü bile değiştirmeden. Şimdi önce eve uğramak lazım, sonra tekrar çıkmak lazım, aradaki o kırk dakika bütün planı bazen tek başına bozuyor.
Geçen yıl otuz beşinci yaş günümü kutlamak istedim, aynı beş kişiyle. Üç tarih önerdim, hiçbiri herkese uymadı. Sonunda dört kişiyle bir akşam buluştuk, biri ayrı bir günde tebrik etti, biri hiç gelemedi. Doğum günü bir gün olmaktan çıktı, bir hafta boyunca parça parça dağılan bir mesele oldu.
Üniversiteden bir arkadaşımla iki yıldır buluşmaya çalışıyoruz. Aramızdaki mesajlaşmanın adını bile değiştirdik bu yüzden, "Kahve Ne Zaman" oldu, hâlâ öyle duruyor. Geçen sene bir defasında tarih tuttu, ben hastalandım. Bu sene tuttu, o işten çıktı, yeni işe başladı, ilk ay izin alamadı. Şimdi tekrar konuşuyoruz, "kasım'a bakalım" diye yazdı son.
"Kasım'a bakalım, o ayki müsaitliğimi bir görüp sana döneyim."
Bu cümleyi bir iş teklifinde alsam şaşırmazdım. Bir arkadaşımdan aldım, iki senedir kahve içemediğimiz bir arkadaşımdan.
Neyin değiştiğini tam bilmiyorum, ama bir şey değişti. Yirmilerde herkesin takvimi boştu, çünkü ortada tek bir şey vardı, iş, o da genelde esnekti. Şimdi herkesin takviminde beş altı katman var üst üste. İş, belki ikinci bir iş, çocuk varsa çocuk, spor, terapi, ailenin bakıma ihtiyacı olan biri, kendine ayırdığı tek uyku saati. Arkadaşlık bu katmanların en altında kalıyor, çünkü en esnek olan o. Kimse arkadaşını iptal ederken suçluluk duymuyor, çünkü iptal ettiği şey randevu değil, "bir ara".
Bir keresinde ortak bir takvim uygulaması önerdik kendi aramızda, herkes müsait saatlerini işaretlesin diye. Beş kişiden üçü hiç açmadı, biri bir kere baktı sonra sildi, ben de üç hafta sonra fark ettim ki uygulama hâlâ telefonumda ama hiç kullanmamışım.
Sorun uygulama değildi tabii. Sorun, işaretlenecek boş saatin gerçekten çok az olmasıydı.
İşyerinden bir arkadaş geçen gün bana "üç hafta önceden söylersen belki" dedi, ciddi ciddi, gözlerini bile kırpmadan. Üç hafta önceden, bir kahve için. Gülmedim, çünkü kendi takvimime baktığımda ben de aynı cümleyi kurabilirim, ben de kurmuşumdur muhtemelen, hatırlamıyorum ama kurmuşumdur.
Annemler böyle yaşamazdı sanırım. Komşu kapıyı çalar, "çay içelim mi" derdi, ya evdesindir ya değilsindir, o kadar basit. Şimdi kapıyı çalmak bile bir davetiye ister, önce mesaj at, sonra tarih ver, sonra o tarihi teyit et, sonra teyit ettiğin tarihi bir gün önce yeniden teyit et. Bunu özlüyor muyum bilmiyorum, çünkü o dönemi hiç yaşamadım, sadece anlatılanını duydum. Ama arada bir düşünüyorum, kapı çalmanın nasıl bir şey olduğunu.
Herkes bir yerde tıkalı sanki. Kimi çocuğunda, kimi ikinci işinde, kimi hâlâ tek işte ama o iş her şeyi yiyor. Ben de öyleyim bazen, akşam yediye kadar toplantı, sonra hiçbir şey yapmadan oturmak istiyorum, kimseyle konuşmadan. O an biri "yarın müsait misin" diye yazsa hayır derim, ertesi hafta da muhtemelen hayır derim, haftaya kadar da unuturum ki demiştim.
Bir keresinde saydım, gerçekten saydım. Son üç ayda kaç arkadaşımla yüz yüze görüştüm diye. Yedi kişi çıktı. Yedi kişi, üç ay. Kötü bir sayı mı bilmiyorum, sadece bir sayı. Ama beş yıl önce aynı üç ayda muhtemelen on beş yirmi kişiydi bu, hesaplamadım, sadece hissediyorum.
Bazen bir arkadaşla buluşmak, iş görüşmesinden daha zor organize oluyor. İş görüşmesinde en az bir taraf esnemek zorunda kalır, çünkü orada bir çıkar var, kimsenin kaybetmek istemediği bir şey. Arkadaşlıkta kimse zorunlu değil, o yüzden herkes önce kendi programını korur, en sona kalan da buluşma olur. Kimse bunu böyle söylemiyor ama takvimler bunu söylüyor.
Kasımda buluşacağız üniversiteden arkadaşımla, eğer o ay da bir şey çıkmazsa. Çıkarsa aralık deriz, aralık da olmazsa ocak. Bir yerde buluşuruz sonunda, biliyorum, hep buluştuk. Sadece aradaki mesafe her sene biraz daha uzuyor, kimse bunu planlamadı ama öyle oldu, herkesin takvimi kendi başına büyüdü ve arasına arkadaşlık sığmaz oldu.
Takvime bakıyorum şimdi, en yakın boş gün on iki gün sonra.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
İLGİLİ YAZILAR