21 Eyl'de yayınlandı

Kuaförde saçımı boyatırken aynadan gözümü buldu, "hâlâ mı kirada oturuyorsun" dedi. Elinde tarak, üstümde folyo, kaçacak yer yok böyle anlarda. Ben de "hâlâ" dedim, başka bir şey demedim. Boya kokusu içinde bu soruya uzun cevap verilmiyor zaten.
Otuz beşin bir de bu tarafı var. Sorular hiç bitmiyor, hepsi aynı kelimeyle geliyor sadece. Hâlâ mı kirada, hâlâ mı bekarsın, hâlâ mı o işte, hâlâ mı çocuk yok, hâlâ mı o telefonu kullanıyorsun, hâlâ mı o eski arabayı sürüyorsun. Kelime aynı, sonuna eklenen değişiyor. Bir tür envanter gibi, herkes kendi listesini tutuyor senin adına.
Bir de fark ettim, "hâlâ" ile "hala" aynı harflerle yazılıyor, sadece şapkalar farklı yerde. Klavyede kimse şapka kullanmıyor zaten, ikisi de ekranda aynı çıkıyor. Belki tesadüf değil, çünkü bu sorular da biraz öyle bir yerden geliyor, ailenin uzak köşesinden arada bir aranan, hatırlanan biri gibi hissettiriyor.
Yirmilerde de soru vardı ama başkaydı. "Ne olacaksın" sorulurdu, gelecek zamanla. Şimdi soru şimdiki zamana döndü, "hâlâ" ile başlıyor, geçmişte kalmış bir tarihe bakıyor sanki. Kırklarda ne olacağını bilmiyorum, belki liste yine değişir, belki aynı kalır.
Bir süre bu soruları kişisel aldım. Sonra fark ettim, çoğu benimle ilgili değilmiş.
Kuaförün sorusu mesela. Cevabımı dinlemiyordu, saçımı tararken bir şey söylemesi gerekiyordu, ben de en yakın malzemeydim. "Hâlâ mı kirada" dedikten üç saniye sonra kendi kayınvalidesinden bahsetmeye başladı, ev almanın şu zamanda ne kadar zor olduğundan. Anladım ki soru bir kapıydı, kendi konusuna girmek için açtığı. Cevabım evet de olsa hayır da olsa değişecek bir şey yoktu, çünkü zaten beni dinlemiyordu, kendi cümlesinin başlangıcını arıyordu.
Bu tür başka yerlerde de çıkıyor. Manavda, bekleme salonunda, otobüste yanına oturan biri. Seni hiç tanımayan biri sorduğunda soru daha da hafifliyor aslında, çünkü ortada gerçek bir merak yok, sadece doldurulacak bir sessizlik var.
Bir başka tür var, daha eski, daha sık gelen. Annemin bir arkadaşı her bayram telefon eder, sohbetin ortasında bir yerde sorar, "hâlâ mı evlenmedin". Bu soru gerçekten meraktan geliyor, ama merakın kaynağı ben değilim. Kadın kendi kızının hâlâ evlenmediğini bir yere koymaya çalışıyor, benim durumumu duyunca "demek herkes böyle" diyebiliyor sanırım. Ben cevap veriyorum, o biraz rahatlıyor. Emin değilim ama ikimiz de bir şey kazanıyor gibi, ben hiçbir şey kaybetmiyorum en azından.
Bu türün bir özelliği var, hiç kızmıyorum. Kadın kötü niyetli değil, telefonun öbür ucunda gerçekten beni düşünüyor, sadece kendi telaşını da taşıyarak düşünüyor. İkisini birbirinden ayıramıyor, ben de ayırmasını beklemiyorum artık.
Üçüncü tür, bana en çok takılan, eski bir iş arkadaşından geldi. Geçen ay bir mesaj attı, yıllar önce aynı ekipte çalıştığım biri, "hâlâ orada mısın" diye sordu. Kendisi ayrılıp iki şirket değiştirmiş, unvanı da değişmiş. Sorusunun altında asıl soru şuydu, ben ilerledim, sen aynı yerde mi kaldın. "Evet, hâlâ oradayım" dedim, doğruydu da. Ama o mesajı yazarken benim durumumu değil, kendi yolunun ne kadar iyi olduğunu ölçüyordu. Soru bana bakıyordu, cevabı kendisine gidiyordu.
Arkadaşlardan gelen soru biraz farklı bir türe giriyor. Bir yazımda aramızdaki mesafenin kötü niyetten değil takvimden geldiğini yazmıştım. O yüzden bir arkadaştan gelen "hâlâ mı görüşmüyoruz" sorusu genelde bir suçlama değil, kendi boş gününü arıyor olması.
İş yerinde de bir türü var, ama orada kimse açık açık sormuyor. Zam görüşmesinde ya da yıl sonu değerlendirmesinde soru şu şekle giriyor, "hâlâ aynı pozisyondasın, değil mi". Sorulmuyor gibi ama sorulmuş oluyor, çünkü karşındaki kişi kendi kafasındaki tabloyu senin üzerinden kontrol ediyor. Orta kademe yönetici olmanın böyle bir tarafı var, bazen sen de aynı soruyu birine soruyorsun, farkında bile olmadan.
Bir de son tür var ama bunu kimse sormuyor, kendime soruyorum. En zalimi bu, çünkü karşılaştıracağım kişiyi ben seçiyorum, çoğu zaman da en kötü günümde birinin en iyi anını seçiyorum. "Hâlâ mı bu noktadasın" diyorum kendime, cevap vermek zorunda değilim, yine de bırakamıyorum.
Bu soruyu bana kimse sormadı halbuki. Kaynağını dışarıda arıyordum ama aslında hep bendeydi, sadece dışarıdan gelen bir soru bahane oluyor, kendi listemi açmama.
Fark ettiğim şey şu. "Hâlâ mı" sorusunu soran kişi neredeyse hiç senin halinle ilgilenmiyor. Kendi halini senin üzerinden ölçüyor. Kuaför kayınvalidesini konuşuyor, annemin arkadaşı kızını, eski iş arkadaşım kendi terfisini. Sorunun öznesi sen görünüyorsun, konu hep soran.
Bunu anladıktan sonra soru bitmiyor tabii. Bitmesi de gerekmiyor bana göre.
Sadece cevap verirken eskisi kadar yorulmuyorum artık. "Hâlâ" kelimesi bana bir yargı gibi gelmiyor, sadece bir zaman bilgisi. Hâlâ oradayım, hâlâ kiradayım, hâlâ aynı numarayı kullanıyorum. Değişmemiş olmak bazen sadece değişmemiş olmaktır, kaybetmiş olmak değil.
Kuaförden çıkarken hâlâ kiradaydım. Saçım da büyük bir değişiklik göstermemişti aslında, boyayı neden yaptırdığımı bile hatırlamıyorum.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
İLGİLİ YAZILAR