19 Eyl'de yayınlandı

Üç yıl kadar önce bir deftere yazmaya başladım. Küçük, çizgili, spiralli bir şey, çekmecede duruyordu zaten, başka bir iş için almıştım. Her sabah kahveyi koyup masaya oturmadan önce o günün işlerini yazıyordum oraya. Teslim edilecek çeviri, faturayı kesmem gereken müşteri, bankaya gidilecek gün. Beş altı madde, bazen sekiz.
İlk hafta işe yaradı. Sanırım yeni olduğu için. Bir şey yazıp üstünü çizmek hoşuma gitti, küçük bir tatmin var orada, inkâr etmiyorum. İkinci hafta bir şey değişti ama, tam ne olduğunu o an anlamadım. Bir gün bir maddeyi bitiremedim, ertesi güne taşıdım, o gün de kendi maddeleriyle geldi zaten. Dokuzuncu gün defterde on bir madde vardı, üçü bir haftadır orada duruyordu, hiç dokunmamıştım. On dördüncü günde defteri kapattım, bir daha açmadım.
Neden başladığımı hatırlıyorum aslında. Aynı hafta iki müşteri birbirinden habersiz teslim istemişti, birini unutmuşum. Ceza falan yoktu ama utandım. Bir sistemim olmadığı için oldu sandım. Oysa takvimde ikisi de yazıyordu, ben takvime bakmamıştım sadece.
Bir yıl kadar sonra tekrar denedim. Bu sefer defter değil, masanın kenarına yapıştırdığım küçük bir kart. Her akşam ertesi günün sadece üç maddesini yazıyordum, üç, fazlası olmasın diye kendimi sınırlıyordum. İlk on gün gerçekten kolaydı, üç madde her akşam gerçekten bitiyordu. On birinci günden sonra üçü de bitmemeye başladı, birini akşama kadar sürüklüyordum. Bu da yirmi iki gün sürdü. Yirmi üçüncü sabah kartı çevirdim, arkasına baktım, boştu, hiçbir şey yazmadım, kalktım işe başladım. O günden beri bir daha yazmadım.
İki denemede de aynı şey oldu galiba. Liste ilk günler bir şeyi görünür kılıyor, iyi hissettiriyor. Sonra bir noktadan sonra kendisi görünür hale geliyor, işi değil listeyi yönetmeye başlıyorsun. Tamamlanmayan madde ertesi güne taşınıyor, ertesi gün kendi maddeleriyle geliyor zaten, ikisi üst üste biniyor, liste büyüyor. Büyüdükçe sabah ona bakmak bile bir işe dönüşüyor.
On bir yıldır evden çalışıyorum, çeviri yapıyorum, ve bu süre boyunca fark ettiğim bir şey var. Benim işimde teslim tarihi zaten bir yerde duruyor, müşterinin mailinde, sözleşmede, takvimde. Ben onun üstüne bir liste daha kuruyordum, o liste de hep daha yumuşak şeylerle doluyordu. Faturaları düzenle, eski dosyaları taşı, şu sözlüğe bak, ofisi topla. Hiçbirinin dış bir tarihi yok. Dış tarihi olmayan bir madde listede kaldıkça sadece suçluluk üretiyor bende, iş üretmiyor.
Şunu da fark ettim sonradan. Dış tarihi olan iş zaten aksamıyordu, defter olsun olmasın teslim ediyordum onu, çünkü müşteri arıyordu, mail geliyordu, bir yerden bir hatırlatma geliyordu zaten. Defterin gerçekten tuttuğu tek şey, kimsenin sormadığı işlerdi. Onlar da tutulmuyordu ki, sadece yazılı duruyordu, üç ay boyunca aynı satırda.
Çeviri okulundan bir arkadaşım kendi yöntemini anlatmıştı bir keresinde, üç renkli kalemle yazıyormuş, kırmızı acil olanlar, mavi bekleyebilecekler. Onda tutmuş, yıllardır yapıyor hâlâ, bir kere bile bırakmamış. Ben iki gün denedim, üçüncü gün hangi rengin ne anlama geldiğini karıştırdım, bıraktım. Demek ki mesele kâğıdın şekli ya da rengin sistemi değilmiş, aynı yöntem ona işliyordu çünkü.
Sanırım bende olmuyor. Dış tarihi olan iş zaten bir yerde takip ediliyor benim için, dış tarihi olmayan bir işi de yazınca birden gerçek bir görev gibi görünüyor, ama değil. Yazmak onu ağırlaştırıyor, hafifletmiyor.
Bir de şu var. Ofiste çalışan biri için liste belki farklı işliyordur, bilmiyorum, hiç ofiste çalışmadım ki karşılaştırayım. Orada başka biri de o listeye bakıyor olabilir, sorabilir, hatırlatabilir. Bende öyle bir şey yok. Listeyi ben yazıyorum, ben unutuyorum, ben de kendime kızıyorum, üçü de aynı kişi. Belki mesele orada, dışarıdan bir göz olmadan liste kendi kendine bir anlam taşımıyor, sadece bir kağıt parçası kalıyor.
Şu an masamda liste yok. Teslimler takvimde duruyor, geri kalanı kafamda, bazen bir şey kayboluyor arada, bir fatura gecikiyor, bir mail haftalarca cevapsız kalıyor. Olmuyor değil yani. Ama listeyle de olmuyordu zaten, sadece farklı şekilde olmuyordu.
Geçen hafta yine elime bir kâğıt aldım, alışkanlık galiba. Üç madde yazdım. Silmedim henüz. Üçüncü gündeyim şu an, nereye gideceğini biliyorum, yine de yazdım.
Belki bir yıl sonra yine bir yerlerde bir defter ya da bir kart olur, bilmiyorum. Şu ana kadarki iki denemenin ortalaması on sekiz gün civarında, bir üçüncüsü de eninde sonunda aynı yere gelir muhtemelen. Yine de her defasında baştan başlıyormuşum gibi hissediyorum, sanki daha önce hiç denememişim gibi. Belki de mesele hiç çözülmeyecek, ben de bir kâğıt görünce yazmaya devam edeceğim, birkaç hafta sonra bırakacağım, bu böyle sürüp gidecek.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
YORUMLAR · 0
İlk yorumu sen yaz.
İLGİLİ YAZILAR