7 Eyl'de yayınlandı

Gün içinde hiç düşünüyor musunuz ilerde bizden geriye ne kalır diye? Bu giriş biraz cafcaflı oldu gerçi ama olsun, öyle bir zaman içindeyiz ki elimizin altındaki çoğu şeyi hızlıca tüketiyor ve istemesek bile buna maruz kalıyoruz. En basitinden fotoğraf çekip dijitaller üzerinde saklıyoruz, çıkarttırmak veya albüm şeklinde muhafaza etmek artık nerdeyse gülünç geliyor çoğu kişi belki bu yazımı okuyunca oldukça eski kafalı da bulabilir beni fakat ben hala her şeyin dokunulabilir düzlemde olmasından yanayım. Diğer türlü olan çoğu şey bana yapay, gerçek değilmiş gibi hissettiriyor, başka bir örnek verecek olursak; Mesela günlük yazmak.. Nerdeyse 10 yıldır günlük yazan birisi olarak söyleyebilirim ki dünyanın en rahatlatıcı hobilerinden biri kendileri. Ne zaman içim daralsa, sevinçten havaya uçsam, sebepsiz bir endişeye kapılsam o kağıtlara dökünce kendimi rahatlamış ve güvende hissederim, sanki karşımda birisi beni dinliyor, anlıyor gibi gelir. Hatta -bu da tuhaf gelebilir ama- günlüklerimde o güne, ana ait özel şeyleri yapıştırır veya sayfaların arasına sıkıştırırım. Bu bir bilet olabilir, herhangi bir sakız falı olur veya kurutulmuş bir çiçek olabilir. Kısacası ben hala 'eskilerin yaptığı gibi' dokunabildiğim, hissettiğim ve gerçek olduğuna inandığım yöntemlerle anılarımı saklıyorum. Böyle saklanmayan anıların da yalnızca telefonlarımızda yer kaplamaktan başka bir işe yaramadığını düşünüyorum..